ORGAN BAĞISI KAMPANYASI
 
İLAÇ TEDAVİSİNE ALTERNATİF BİYOFİZİKSEL TERAPİ YÖNTEMLERİ

BİYOKİMYASAL(İLAÇ)TEDAVİSİNE ALTERNATİF BİYOFİZİKSEL TERAPİ YÖNTEMLERİ


Biorezonans bir biofizik tıbbı yöntemidir. Geleneksel tıp uygulamaları içinde biyofizik uygulamaları daha çok tanıya yönelik kullanılmaktayken, tedaviler sıklıkla biyokimya tıbbı (ilaçlar) üzerinden yapılmaktadır. Biofizik tıbbı olarak sınıflanıp geleneksel tıpta hem tanıda hem de tedavide kullanılan en tanınan yöntem ultrasondur. Son 30 yılda bu yöntemlere biorezonans da dahil olmuştur. 

Biorezonans titreşim tıbbı olarak tanımlanabilir. Biyofiziksel bir tekniktik. Biyokimyasal değildir. İlaç kullanılmaz. Elektromanyetik frekansların, frekans kontrollü bilgisayarlarla uygulanmasıdır. Hiç bir yan etkisi yoktur. Çünkü vücut kendisi ile uyumlu olmayan hiç bir titreşimle rezonansa girmez. “Rezonans” nedir? 

Bir odadaki bir piyanonun diopozanına vurursanız o diopozonun yerini tutan tel rezonansa başlar. Bir diğer az bilinen buluş hücrelerin birbirleriyle belirli dalga boyundaki frekanslarla iletişim kurduğudur. Bu iletişim rahatsız edici frekanslar yok ise vücut mükemmel çalışır ve uyum içindeki kişi sağlıklı kabul edilir.

Fakat, örneğin vücuda giren bir toksin rahatsız edici titreşimler sayesinde hücreler arasındaki diyaloğu bozar. Bu toksin rahatsız edici frekans örneğine sahiptir.

Cihaz negatif etki yapan frekansları algılar, değiştirir ve manyetik bir minder sayesinde vücuda iade eder. Dolasıyla hücrelerin bilgi alışverişi gene düzenli bir şekilde sağlanmış olur.

Uygulama tamamem ağrısızdır.
Kuantum fiziğini merak edip, ilgilenenlerin de bildiği gibi evrende var olan her şeyin kendisine özgü bir titreşimi vardır. Hücrelerin, dokuların, organların herşeyin, kendilerine özgü frekansları vardır. Eğer uygun frekans yakalanırsa maddeler birbiriyle rezonansa girer.Bunun örnekleri sesiyle bardak çatlatanlar ya da, bir köprüden geçen askerler uygun adım marş yürürken eğer ola ki köprünün doğal titreşim frekansını tutturursa köprü rezonansa gelir ve çöker.

İnsan organizmasındaki trilyonlarca hücre hepsi kendi frekanslarında titreşir. Bütün bu titreşimlerin toplamı kişinin genel frekans spektrumunu belirlemektedir. İnsan organizmasının yaydığı farklı elektromanyetik frekanslar kişinin bireysel frekans alanını oluşturur.

Hasta ve sağlıklı hücre, doku, organ ve bireylerin frekans yapıları birbirinden farklıdır. Hastanın kendi frekansları içerisinde saklanan yabancı frekanslar (virus, bakteri, parazit, mantar, ağır metal birikimleri, alerjenler vs..) normal frekans düzenimizi bozarlar.
Biorezonans cihazı ile, bu frekans düzenini bozan elektromanyetik yabancı frekanslar belirlenir. Normal doku frekanslarından ayırılır ve cihaz bu frekansları tersine çevirip hastanın vücuduna bir manyetik minder ile geri gönderir. Iyiyleşme terapi frekansları ile gerçekleşir. Bedene ait fizyolojik frekanslar güçlendirilir. 
Bu şekilde biorezonans vücudun kendisini iyileştirme gücünü uyarır. Vücut bağışıklığımız ve savunma sistemimiz güçlenir. Hastaya ait patolojik frekanslar ters çevirilip silindikleri için bağışıklık sistemini bozan engeller kaldırılmış olur. Vücut sağlıklı bir biçimde çalışmaya başlar. 

Metodun Temeli :

‘Eğer bir fenomeni anlayamıyorsak bu genellikle bizim sınırlarımızdan dolayıdır, fenomene ait bir problem değildir’ (Hipokrat) 
Buraya kadar anlattıklarımız yabancı gelmiş ve anlaşılmaz bulunmuş olabilir. Bir ilacın etki mekanizması ve vücuttaki biokimyasal safhaları anlatılsa gene aynı derecede yabancı ve anlaşılmaz gelebilirdi.

Herhangi bir madde, bir virüs, bir bakteri ya da bir insan olsun hepsi atomlardan meydana gelmiştir. Atomlar da subatomik partiküllerin bir araya gelmesiyle oluşmuşlardır.

Fizikçiler subatomik partiküllerin çevrelerine özel şekillerde ‘dalga’ olarak adlandırılan bir enerji yaydıklarını keşfetmişlerdir.

Araştırmacılar normal işleyen vücut sistemlerinin, organların yanı sıra alerjenlerin, virüslerin, bakterilerin, parazitlerin ve toksinlerin kendine özgü dalga paternlerini ve titreşimlerini analiz etmişlerdir.

Eğer yanlış beslenme, stres, hareketsiz bir yaşam, kimyasal toksinler, ağır metaller, zirai ilaç artıkları, genetiği değiştirilmiş ürünler, jeopati, elektromanyetik kirlilik ya da negatif olumsuz duygular varsa, vücudun sağlıklı titreşimleri dengesiz yada zayıf hale gelmektedir.

Kendine ait sağlıklı titreşimleri olmayan bir vücut, çevresindeki virüslere , bakterilere,parazitlere, mantarlara ait olan titreşimlere, toksik kimyasal maddelere ya da ağır metallere vs. daha fazla direnemez.

Bunlar vücutta sadece zehirli maddeler olarak değil, yaydıkları titreşimlerle informasyon anlamında da stres yaratır.

Vücuttaki kontrol süreçleri sağlıksız titreşimlerden etkilendiğinde, biyokimyasal ve metabolik bir bozulma ve fonksiyon bozukluğu ve bunu takiben de vücutta arazlar ve hastalıklar meydana gelmektedir.
Bu bozulmuş titreşimleri silme ya da en azından zayıflatarak organizmaya kendini yeniden onarma şansını verme fikri ile geliştirilen biorezonans yönteminin tarihi gelişimine şöyle bir bakmak yararlı olacaktır.

Isaac Newton’un 17. yüzyılın sonlarında ‘bütün yaşamın kaynağı maddedir’ şeklindeki söyleminden beridir materyalistik (maddeci) düşünme bütün tabii bilimlerin temeli olmuştur.

Günümüzde hayatın devamlılığının üç koşul altında mümkün olduğu bilinmektedir:
1. Madde
2. Enerji
3. İnformasyon (Bilgi)

Vücutta tüm fonksiyonlar madde düzeyinde gerçekleşirken, bunların düzenlenmesi informasyonla sağlanmaktadır. Metabolizmamız, elektrolit, su, asit-baz dengesi gibi farklı birçok dengelerin sağlanması madde düzeyinde biyokimyasal, enerji düzeyinde biyofiziksel ve informasyon düzeyinde olmaktadır. Buna örnek olarak, bir kişinin ikinci kata bir yükü çıkartabilmesi için, yükü taşıyacak bir bedene (madde), bunu yapabilecek güce (enerji) ve nereye taşıyacağını bilmeye (informasyon) ihtiyacı vardır.


1922 yılında bir Rus bilim adamı olan A.G.Gurwitsch, mitogenetik radyasyonu keşfetti. Büyüme sürecindeki bir soğan kökünün, cam ile birbirlerinden ayrılsalar bile diğer bir soğan kökünde hücre bölünmesi hızını anlamlı şekilde artırabildiğini gördü (1932). Bu gözlem, etkileyici bio-informasyon alanına doğru bir kapı açılmasını sağladı.

Daha sonra G.Lakhovsky biyolojik informasyonun transferinde elektromanyetik rezonans konseptini ortaya attı.

Son yüzyılın ilk yarısından sonra, maddenin yoğunlaşmış enerjiden başka bir şey olmadığı anlaşılmıştır. Kuantum fiziğinin kurucularından Max Planck (1858-1947), ‘Madde yoktur , bütün varlıkların oluşumu ve varlığını sürdürmesi, onları titreşime getiren ve atom sistemi içinde bağlarını oluşturan güce bağlıdır’ derken, Albert Einstein (1879-1955), ‘ Maddeyi, enerji alanının çok yoğun olduğu uzay boşluğu olarak düşünebiliriz’ demiştir. Enerji ile maddenin ilişkisi ünlü E=mc² formülü ile ifade edilmiştir.

Batılı dünyada bilim adamlarının yaşayan sistemlerde biyofiziksel etkileri dikkate almaya başlamaları için 30 yıldan fazla zaman geçmesi gerekti.

1964’de Barthony’nin ‘Manyetik Alanların Biyolojik Etkileri’ isimli yazısı, bu konuda Amerika Birleşik Devletleri’nde yayımlanan ilk yazıydı.

1970’de yine ABD’de A.S. Presman’ın, ‘Elektromanyetik Alanlar ve Yaşam’ isimli yazısı yayımlandı. Bu süreç içinde Rus araştırmacılar çalışmalarına devam ettiler.

1981’de V.P.Kaznachejew and L.P.Michailowa, ‘Hücrelerarası Etkileşimde Ultra-zayıf Radyasyon’ isimli yazıyı yayımladı. Bu biyofiziksel informasyonun hücreler ve organlarda nasıl iletildiği, alındığı ve depolandığı ile ilgili bir çalışmaydı. Böylece bu çalışma , hücre içi ve hücrelerarası elektromanyetik etkileşimleri (elektromanyetik bio-informasyon) kanıtlamaktaydı.

Bunlar, sadece metabolik fonksiyonları göz önüne almanın (enerji ve maddenin birbirine değişimi) yetersiz olduğu, yaşayan sistemlerde iletilen informasyonun analizinin de özellikle önemli olduğunu açıkça gösteren ilk çalışmalardı.

Alman fizikçi F.A.Popp, informasyonun yaşayan sistemlerde nasıl iletildiği konusundaki çalışmaları sonucunda hücre içinde ve hücreler arasında informasyonun biofotonlar tarafından iletildiğini kanıtladı.

Yaşayan hücrelerin DNA’larının biofotonları depoladığını ve serbest bıraktığını gösterdi. Bu frekanslar son derece zayıftırlar. Şiddetleri bildiğimiz gün ışığından yaklaşık 10¹8 kat daha küçüktür.

Sonuç olarak bütün yaşayan organizmalardaki biyokimyasal reaksiyonlar ultra-zayıf elektromagnetik frekanslar tarafından işletilip regüle edilmektedir. Bu süreç bir titreşim alanı tarafından regüle edilir.

Eğer sadece tek bir hücrenin informasyon içeriğini anlamak istesek, farklı informasyon olasılıklarını okuyabilmek için gece ve gündüz dahil 100 yıldan fazla zamana ihtiyacımız olacaktır (Popp).

R.N.Wiener (1963), ‘sibernetik’ konseptinin kurucusu, informasyonun madde ve enerji ile kıyaslandığında üstünlüğünü şöyle ifade etmektedir: İnformasyon ne enerji, ne de maddedir. İnformasyon, bir verici (ya da informasyonu içeren bir sistem) tarafından bir alıcıya gönderilen mesajla tanımlanan üçüncü bir olgudur.Örneğin, iletilen sinyaller harfler, sayılar, semboller vs. olabilir. Bio-informasyon alanında bunlar, elektromanyetik frekans paternleridir. 
İnformasyonun iletiminde, verici ve alıcı arasındaki uyumluluk son derece önemlidir. Yani, verici ve alıcının karşılıklı mesajı anlayabilmeleri gereklidir. Bu demektir ki, informasyon etkilediği sistem ile rezonansa girerse (sistem için uygunsa) ancak o zaman etkili olabilecektir. Bu sinyalin ne tür bir sinyal olduğunun yanı sıra, sinyalin intensitesi için de geçerlidir.
Popp tarafından gösterilen ve yaşayan organizmalarda informasyonu ileten ultra-zayıf sinyaller, titreşimlerdir (osilasyon). Bunların intensitesi ‘genişband gürültü (Broadband noise)’ olarak adlandırılan bir ranj (aralık) içindedir. Genişband gürültü, her maddedeki elementer partiküller, moleküller ve atomların hareketleri sonucunda ortaya çıkan sinyallerdir.



Amerikalı bilim adamı W.R. Adey , civcivlerin beyin (serebral) hücreleri üzerinde çalıştıkları sırada, bunların sadece belli bir frekansa cevap verdiklerini keşfetti (1988). Aynı zaman da sinyalin amplitütünün de çok spesifik (düşük) bir ranj içinde olması gereklidir. Bu ranjın altında ve üstünde her hangi bir reaksiyon ölçülebilir değildir. Amplitütün frekansa oranlanması ile elde edilen bu sınırlı ranj ‘Adey penceresi’ olarak adlandırılır.

Bir biyolojik sistem, sadece bu pencere içindeki informasyon taşıyan elektromanyetik sinyallere cevap verebilir.Sadece sinyalin frekans ve amplitütü bu pencere dahilinde olduğu zaman moleküler zincir kondüktörlerinde sinyalin iletimi mümkün olacaktır. Eğer sinyalin amplitütü çok düşükse, rezonans noktasının altında kalacak ve etkisiz olacaktır. Eğer çok yüksekse protein zincirler kırılacak ve sinyal bloke olacaktır (Ludwig).

Moleküllerin, hücrelerin, dokuların ve çevrenin yapısında latent ama kuvvetli nedensel bir faktör mevcuttur. Bu faktör, bütün bu oluşumların birbirini tanımasına, seçmesine ve yol göstermesine, bir diğerini ve kendilerini yapılandırmasına, beraberinde her türlü olayın regülasyonuna, kontrolüne ve belirlenmesine olanak vermektedir (Oyama 1985). En son konseptlerden biri de, Rupert Sheldrake tarafından geliştirilen, formların oluşturulmasında doğanın alanları nasıl kullandığı ile ilgili ‘Morfogenetik alan fenomeni’dir.(Bu konu bir sonraki yazıda geniş biçimde ele alınacaktır).

Bu alanların herhangi bir türdeki bireylerin bilgisini depolama özelliğine sahip oldukları ileri sürülmektedir. Bu nedenle tanı ya da tedavi olsun medikal bir değerlendirme yapılırken sadece materyal düzeyinde değil, informasyon düzeyinde de değerlendirme yapılması gerektiği sonucu karşımıza çıkmaktadır. O halde bir bilgisayarda olduğu gibi, anahtar rolünü oynayarak sistemi açan ve etkileme olanağını yaratan bir ‘kod’ a ihtiyacımız vardır.


Alman fizikçi Reinhol Voll , EAV bir sistemi bulmuştur. Hastalıklı bir noktayı ölçmek, sadece o noktanın içinde bulunduğu ve çevresindeki bölgedeki dokunun elektrofizyolojik özelliklerinin ölçülmesi anlamına gelmemektedir. Aslında, o bölgeyle ilgili ‘regülatuar alan’ın ölçülmesi demektir. Günümüzde belli epidermal noktaların ve birbirinden ilgisiz görünen organların arasındaki ilişkiyi ve fonksiyonel yakınlığı göstermek mümkündür.

Daha sansasyonel ve önemli bir diğer keşif te ‘ilaç testi’ dir. 1954’de Voll, hastanın bir ilacı eline alması sonucunda hastalıklı noktalarındaki ölçümlerde değişiklik olduğunu gördü. Aynı durumla, içinde hiçbir madde molekülü taşımayan, sadece informasyon içeren homoe-patik yüksek-potansiyelli solüsyonlar hastanın eline verildiğinde de karşılaştı. 
Alman fizikçi Franz Morell, hastaya ait ve zaman içinde belli bir anda geçerli olan belli bir frekans spektrumunun ,bu kişiyle ilgili bütün informasyonu içerebileceğini düşündü.Ona göre fizyolojik, sağlıklı ‘harmonik’ ve patolojik ‘disharmonik’(zayıflamış ya da kaybolmuş) titreşim paternleri mevcuttu. Bu durumda ‘hastalık’, patolojik titreşimler baskın olacak şekilde bir organizmanın titreşim paterninde bir dengesizlik durumu olarak ifade edilebilirdi.Elektrotlar kullanarak hastanın elektromanyetik sinyallerini ölçtü. Bunlar bir cihaz içinde elektronik olarak modifiye edilerek iyileştirici titreşimler olarak tekrar hastaya verilebilirdi.

Morell ve Rasche, hastanın kendi sinyallerinin tedavi amaçlı kullanıldığı ilk cihazı 1977’de tanıttı.

1999’da Kramer, belli bir maddenin ‘enerjetik frekansları’nın metal ileticiler (kondüktörler) tarafından iletildiğini gösterdi. Aynı informasyonun iletici bir ortam olmadan sadece ‘hava ile’ kısa bir mesafede iletilebileceğini ifade etti. Ve ilaç testi etkisinin ‘radyo dalgalarına benzeyen elektromanyetik frekanslar’ tarafından yaratıldığı sonucuna vardı. 1999 yılında bir Fransız bilim adamı olan Jacques Beneviste, Cambridge Üniversitesi’ndeki bir konferansta çalışmalarını sunmuş ve ‘su’ yun bazı maddeleri hafızasında (elektromanyetik bilgisini) tutabildiği ve bunun hastalıkların tedavisinde kullanılabileceği tezini ortaya atmıştır. Bu yüzyıllardır bilinmeden ampirik olarak kullanılan ‘Homeopati’ ile uyumluydu.

Beneviste’nin ilk dikkatini çeken şey, ani alerjik reaksiyonları tedavi etmek için kullanılan ‘Adrenalin’ isimli ilacın etkisinin, kanın ilacı reseptörlere taşımasını beklemeden verildiği anda ortaya çıkmasıydı. Sanki etki ‘ışık hızında’ ortaya çıkıyordu. Bunun da adrenalin isimli ilacın rezonansının vücut sıvılarına yayılması sonucunda gerçekleştiği şeklinde açıklaması yapılmıştır. Benzer durumla, alerjik maddeyle vücut maruz kalır kalmaz, o anda, aniden ve tüm vücutta ortaya çıkan ölümcül olabilen anaflaktik alerjik reaksiyonlarda da (penisilin alerjisi gibi) karşılaşılmaktadır.

Daha sonra Beneviste, adrenalin, kafein ve nikotinin EAV cihazının giriş kısmına konulduğunda algınan zayıf titreşimin ölçülebildiğini ve bu bilginin dijital hale çevrilerek saklanabildiğini gösterdi. Takiben bu rezonans bilgisi cihaz yardımı ile cihazın çıkış kısmında bulunan suya aktarıldı. Bu sudan içen canlı deneklerin, sanki adrenalin, kafein, nikotin verilmiş gibi tepki verdikleri görüldü.

Başka bir çalışmasında, kanın pıhtılaşmasını önleyen bir ilaç olan heparin rezonansı (ilacın kendisi değil) verilen deneklerde, kanın pıhtılaşmasının etkilendiği gösterildi.

Bu gelişmeleri de içine alacak şekilde farklı cihazların gelişmesiyle daha genel bir isim olan ‘biorezonans’ ismi yaygın olarak kullanılmaya başlandı.

Özetle;
Biorezonans yöntemi, bu devrimsel nitelikteki bilgiyi kullanır.

Her maddenin belli bir dalga boyunda ve o maddeye özgü elektromanyetik dalga gibi davranan titreşimleri vardır. Vücudun değişik bölgelerinde değişik titreşimler ve enerji değerleri mevcuttur.Vücudumuzdaki farklı hücreler ve farklı yapılar, birbiriyle belirli dalga boyundaki frekanslarla iletişim halindedirler.

Kişinin belli noktalarında ölçülen değerler arasındaki farklar, bize noktanın karşılığı olan vücut bölümünde bir sorunun varlığını gösterir.

Vücuda dışarıdan alınan maddeler de vücut ile değişik düzeylerde iletişime girer. Karşılaşılan bir toksinin titreşimi, vücudu rahatsız edici ve zararlı bir frekans özelliğine sahip olması nedeniyle hücreler arası iletişimde bozulmaya yol açar. Bu bozulma biorezonans cihazı ile tespit edilebilir ve düzeltilebilir.

Vücuda yararlı bir maddenin yani vücudun rezonansı ile uyumlu bir maddenin frekansı ise tedavi amaçlı kullanılabilir.

Bu mantık kullanılarak ‘alerji testleri’ yapılabilir, alerjen tespit edilip tedavi edilebilir.

Biorezonans yöntemi şu an için alerji, ağrı, sigara ve diğer madde bağımlılıkları ve birçok kronik hastalıklar da dahil olmak üzere yaklaşık 400 hastalıkta kullanılmaktadır.

Yazan;Dr D.Hakan K,Psikolog Meltem KIRMIZI

BİYOKİMYASAL(İLAÇ)TEDAVİSİNE ALTERNATİF BİYOFİZİKSEL TERAPİ YÖNTEMLERİ II

SEFT (Smell base emotional freedom tecnique)= Koku duyusu temelli duygusal özgürleştirme tekniği)
EMDR (Eye movement desensitization and reproccessing tecnique)=Göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme tekniği)
HEARTMATH (Cardiovascular rhythms&neurologic&immune and hormonal systems)=(Kardiyovasküler ritimle immun-hormon ve nörolojik ritmin senkronize edilmesi )
CLEAR (Colored light entrainment and repatterning)=(Işık yolu ile sürükleme ve yeniden modelleme)
LST (Light stimulation theraphy)=(Işık uyarım terapisi)
AVE (Brainwave entrainment theraphy)=(Sesli ve görsel sürükleme terapisi)
BL (Brain-listening theraphy)=(Beyin temelli dinleme terapisi)
GWT (Green wave theraphy)=(Yeşil ışık terapisi)

Depresyon ve Anksiyete ,Travma Sonrası Stres Bozukluğu,Konsantrasyon ve Hafıza problemleri,Okuma ve Yazma Becerileri sorunları, DEHB- ADD ,Spor Performansının artırılması-Peak performans, Stres düzeyinin Azaltılmasında kullanılan yeni teknikler;
SEFT (Koku temelli Duygusal Özgürlük Tekniği)
Travma, İstismar, Stres, Anksiyete, korkular, fobiler, depresyon, keder, sigara,alkol uyuşturucu gibi ağır bağımlılıklar ve baş ağrısı, vücut ağrıları ve solunum güçlüğü de dahil olmak üzere fiziksel semptomların yüzlercesinde SEFT yöntemi son derecede etkilidir. Klasik EFT yöntemine nazaran daha yeni olan bu yöntem EFT gibi yine temel akupunktur tıbbına dayanır.
SEFT’e göre geçmiş çözülmemiş üzücü deneyimler hakkındaki anılar ve düşünceler vücudun enerji sisteminde sıkışıp kalmıştır. Bu negatif geri besleme döngüleri duygusal / fiziksel hastalıklara yol açan elektrik dengesizlikler oluşturabilir. SEFT sistemi,özellikle de koku duyusunu kullanarak doğal denge ve enerji akışını yeniden reorganize ederek düşünceler ve anıları uysallaştırır.Bir atasözünde de söylendiği gibi’’kedi bile tüyü doğrultusunda sevildiği için’’de etkili olur.
Tekniği
SEFT işlemi akupunktur ile ilişkili vücuttaki özellikle koku duyusunun özel enerji meridyenleri üzerine parmak ile dokunarak uygulanır.
(Daha önceki yazılarımızda belirttiğimiz gibi Koku hariç tüm duyularımız serebral kortex yolu ile talamusa erişir,talamus ise kortexle yüksek sinirsel bağlantısı sayesinde kortikal aktiviteyi yönlendirir.Beynin nöronal aktivitesi 0.5-25Hz arası frekansla uyarılır.TOUCH(Dokunma),FOTIC(Işık) ve AUDITORY(Ses) uyarımları beyin dalga aktivitesini etkiler.Sadece koku duyusunda bu yolu kullanma şansımız yoktur).İşte SEFT yöntemi standart EFT tekniğinin kokularla ilişkilendirilmesi esasına dayanır.Bu konuda ilginç bir çalışmada çocukluğunda yaşadığı bir travmayı baskılayan danışan,verdiği ön bilgiler kullanılarak,travma yaşadığı anda köy meydanında salça kaynatılması anında yayılan koku,seans anında EMDR VE EFT eşliğinde salçalı su kaynatılması şeklinde simule edilerek sorunun temeline inebilmiştir.
Yöntem tamamen zararsız olup herkese uygulanabilinir.
EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) Tekniği
EMDR tekniği 1987 senesinde, Dr. Francine Shapiro tarafından göz hareketlerinin rahatsız edici düşüncelerin şiddetini azaltabildiğini tesadüfen keşfetmesiyle başlamıştır.

EMDR teorisinin altyapısını oluşturan Adaptif Bilgi İşleme Modeline göre beyin, fizyolojik temelli bir sistemle, duygu, düşünce, duyum, imge, ses, koku gibi bilgiler işlenip ilişkili anı ağlarına bağlanarak bütünleşir. Böylece o deneyimle ilgili öğrenme gerçekleşir. Edindiğimiz bilgiler gelecekte tepkilerimizi uygun bir şekilde yönlendirmek üzere depolanmış olur.

Bu sistem normal çalıştığında ruh sağlığını ve insan gelişimini öğrenme yoluyla desteklediği için adaptif, uyumlu bir mekanizma olarak kabul edilir.

Travmatik veya çok fazla rahatsız eden olaylar yaşandığında bu sistem bozulur. Yeni bilgi işlenip mevcut anı ağına entegre olmaz. Deneyimi anlamlandırabilmek için anı ağlarındaki işlevsel bilgilerle bağlantı kurulamaz ve akıl sağlığına uygun sonuçlar çıkarılamaz. Sonuç olarak öğrenme gerçekleşmez. Duygular, düşünceler, imgeler, sesler, beden duyumları yaşandığı haliyle depolanır. Bu nedenle bugün yaşanan bazı durumlar bu izole kalmış anıları tetiklerse, kişi o anının bir kısmını ya da bütününü yeniden yaşar gibi etkilenir.
Hemen hemen hepimiz,özellikle çocukluk çağında,derin uykuda,yüksek bir yerden düşme,uçma deneyimi yaşamışızdır.Seküler,Darwinist yoruma göre,bu,ağaçlar üzerinde yaşayan,maymun atadan gelişen ilkel insanın yırtıcıların önüne düşme korkusu şeklindeki arkaik korkunun bir tezahürüdür.Uhrevi-dini anlayışa göreyse şeytana uyarak yasak meyveyi yiyerek cennetten dünyaya atılmanın travmatik yansımasıdır.

EMDR’ye göre ise rahatsızlıkların, olumsuz duygu, düşünce, davranış ve kişilik özelliklerinin arkasında uyum bozucu, işlev bozucu, işlenmeden ve izole bir şekilde depolanmış bu tür anılar yatar.
Doğal afetler, büyük kazalar, kayıplar, savaş, taciz, tecavüz gibi önemli travmaların yanı sıra, başta çocukluk çağı olmak üzere her yaşta yaşanan ve etkisi travmatik olan her tür yaşantı; günlük hayatta aile, okul, iş çevresinde yaşanan olumsuz olaylar, şiddete maruz kalmalar, aşağılanmalar, reddedilmeler, ihmal ve başarısızlıklar işlenememiş anılar arasında yer alabilirler.

EMDR, bu tür izole anıların işlenmesini sağlayan biyofiziksel araçlarla desteklenen fizyolojik temelli bir terapidir. Beynin zamanında yapamadığı işlemi yapmasını sağlar. Kilitli kalmış anı ile diğer anı ağları arasında ilişki kurulması, öğrenmenin sağlanarak bilginin adaptif bir şekilde depolanması mümkün olur. Danışan artık rahatsız olmaz ve anıyı yeni ve sağlıklı bir perspektiften görür.

EMDR terapisi ile sadece semptomlar ortadan kalkmaz. Yeni bakış açısının kazandırdığı pozitif inançlar ve olumlu duygular kişinin kendisine, ilişkilerine, dünyaya bakışını da olumlu yönde değiştirip kişisel gelişim sağlar.



Örneğin ,Chicago Tribune ,Dünya Ticaret Merkezi'ne saldırıdan kurtulanların EMDR’nin yaşadıkları travmanın çözümünde en etkili tedavi olduğunu kabul ettiklerini bildirmektedir.
Tekniği
EMDR ile, danışanın rahatsız edici bir deneyim / images, fiziksel duyumlar ve / veya düşüncelere odaklanması istenir. Terapist elini danışanın yüzünün önünde kenardan kenara hareket ettirdikçe, danışan gözleri ile el hareketini izler.Son hali ile yöntemde alternatif olarak, dikkatin bir yönden diğer bir yöne aktarılmasını sağlayan çeşitli cihazlar kullanılmaktadır. DAVID Delight,Alpha STIM,Neurotek Tapper gibi bu tür cihazlar yolu ile oluşturulan bu hızlı göz hareketlerinin (genellikle uykunun REM evresinde ortaya çıkar) veya dikkatin farklı yönlerden gelen uyarılara odaklanmasının, danışanın iyileşme sürecini hızlandırdığı düşünülmektedir.
HeartMath emWave ™ Programı
HeartMath Araştırma Merkezi ,duygularla ve kalp ritmi ve bunun yanı sıra immün ve hormon sistemleri arasında ciddi bir ilişki olduğunu bulmuştur. Mayo Clinic’e göre, kardiyovasküler sağlık nörolojik sağlığa sıkı sıkı bağlıdır.Bu araştırmalar aslında çoğumuzun zaten sezgisel olarak bildiklerini kanıtlıyor.
EmWave ™ Doc Childre ve HeartMath Enstitüsü tarafından yapılan bilimsel araştırmalara dayalı olarak geliştirilmiştir. HİM araştırmalarına göre kalbin ritmik desenleri ile senkronize ettiğinizde, nöronlar da sürüklenme denilen bir fizyolojik durumuna girerler.
Teknik ve yöntem, otonom sinir sisteminin iki kolu arasında uyumlu bir denge kurmayı amaçlar. Artan fizyolojik etkinlik optimum performans sağlar. Bu sofistike Biofeedback teknoloji ile pratiği, stresi azaltarak canlılık, üretkenlik, iş / yaşam dengesinin artırılması ve hayal kırıklığı, öfke, depresyon ve anksiyetede hızlı düşmelerle simgelenen inanılmaz gelişmeler gösterebilir.
DAVID Delight EmWave ™ sadece bilgisayarınızda usb portuna takılan bir kulak sensörü aracılığıyla tüm önemli kalp ritimleri kaydederek fizyolojik durumunu gösterir.
CLEAR Terapi (Renkli Işık sürüklenmesi ve Yeniden Modelleme)
Açık renkli ışık kullanılarak çözülmemiş temel duygusal sorunların çözülmesi için bir yöntemdir.
Yanıp sönen Işık ve Brainwave sürüklenmesi
1930 yılında Dr WG Walter yanıp sönen ışıkların beyindeki flaş (Beyin ve brainwave sürüklenme bakınız) ritmini buldu. Daha sonra flaş oranının belli hızlarda ayarlandığı zaman, bu hıza beynin adaptasyon için beta, alfa, teta ya da delta beyin dalgaları ile cevap verdiği belirlendi.
Tekniği Hakkında
Geleneksel psikolojik tedavide, tedavi sürecinin hedefi davranışların ve inançların altta yatan nedenlerinin bilincinde olmaktır. Bu durum ise bir beta baskın(tam bilinçli)hal gerektirir. İnançlar ve duygular sık ​​sık yeniden yapılandırılarak danışanın beyin dalga frekansındaki işlevsiz düşünceler veya anılar ayıklanarak travma kökenli frekansı seçilir. İlk oturumda, danışan 11 farklı renkli ışıkla uyarılır.CLEAR terapide danışanın sorunun hızlı çözümünü kolaylaştırmak için göz hareketi (EMDR bakınız), nefes çalışmaları ve meridyen-bazlı terapiler (EFT bakınız) ile koordine edilir.(DAVID)
LST (Işık Uyarım Tedavisi)
LST nedir?
Beyne yönelik ilk ve en önemli duyusal girdi, görsel ışık algısı biçiminde olduğundan, hafif beyin fonksiyonu üzerinde büyük etkiye sahiptir ve bu non-invaziv tekniğin odak noktasıdır. Downing Tekniği de denen bu teknik John Downing, OD, Ph.D. tarafından geliştirilen nörosensöriyel stimülasyon çalışmaları ile ve 25 yıllık araştırma ve klinik gözlem boyunca geliştirilmiştir.

LST’den kimler yararlanabilir?
Çocuklarda 5-7 yaşlarda erken öğrenme gelişim becerilerini geliştirmek için; çocukların davranış modifikasyonu için 8-12 yaş, öğrenme ve spor geliştirme; spor performansı, eğitim başarısı alanlarında ; ADD, DEHB, disleksi, konsantrasyon ve bellek de dahil olmak üzere SAD yetişkin ve öğrenme güçlüğü olan çocuklar; yetişkin ve benlik saygısı sorunları, duygu ve davranış bozuklukları, anksiyete, stres, depresyon ve ışık hassasiyetinden muzdarip çocuklarda.(İnsanlarda lens 295-400 nm ışığı filtreler.Normal olarak insanlar sadece 400-700 nm ışığı görürler.Ancak bunda bazı sınır ve değişimler mevcuttur.Yaşla beraber filtreleme özelliği değişir.Çocuklarda retinaya 320 nm ışık ulaşmakta ve bunun sebebi halen bilinmemektedir.Ergenlerde bu filtre edilir.Yaşlılarda ise 400-450 nm ışığın retinaya ulaşması engellenir.Bu,azalan savunma sistemi nedeni ile (glutatyon,antioksidanlar) ışığa bağlı olarak gelişecek retina zedelenmelerini engellemeye yönelik bir savunma mekanizmasıdır.Sadece bu bilgiler bile ışığın önemini göstermeye yeter).
LST için Kontrendikasyonlar
Şizofreni ve diğer psikotik bozukluklar gibi ciddi zihinsel veya duygusal bozuklukları olanlar ve epilepsi hastaları faydalanamaz. Göz hastalıklarından muzdarip olanlar LST için önce kendi optometristlerinden veya göz doktorundan izin almalıdır. Portal hipertansiyon veya yüksek kan basıncı olanlar için de doktor izni gerekir.
Beyin ve Beyin dalga sürüklenmesi-DAVID Cihazı
Biyofeedback vücut sistemleri hakkında elektrofizyolojik cihazlar yolu ile toplanan bilgilerin düzenlenmesi yolu ile bu sistemlerin fonksiyonlarının(beyin dalgaları,kas tonusu,deri iletkenliği,kalp hızı,ağrı algısı gibi) irade yolu ile regüle edilmesidir.Ancak vücutta bu kontrol mekanizmasından önce gelen ,daha basit temel bazı kontrol yolları da vardır.’’OPEN LOOP’’ ve ‘’CLOSE LOOP’’ buna örnektir.Feedback ile bunlar arasındaki farkı zamanında okullarda çok başımızı ağrıtan meşhuur havuz problemi ile açıklamaya çalışalım; Open loop sistemde bir havuzu 10 musluk dolduruyor olsun,10 musluk da boşaltsın;şayet dolduran musluk şiddeti 1,boşaltan da 1 ise sisteminiz stabil kalır.Dolduran 2 boşaltan 1 seviyesinde ise havuz taşar,tersi durumda ise havuzunuz boşalır.Close loop da ise havuzun su seviyesini veya boşalma seviyesini havuza su basan veya boşaltan musluklara bir sensörle bildirirsiniz,musluklar bu seviyeye göre suyu açar veya kısar,böylece istenen seviyeyi tutturursunuz.Park ve bahçelerdeki süs havuzları, şelaleler bu esasa göre çalışırlar.

Koku hariç tüm duyularımız serebral kortex yolu ile talamusa erişir,talamus ise kortexle yüksek sinirsel bağlantısı sayesinde kortikal aktiviteyi yönlendirir.Beynin nöronal aktivitesi 0.5-25Hz arası frekansla uyarılır.TOUCH(Dokunma),FOTIC(Işık) ve AUDITORY(Ses) uyarımları beyin dalga aktivitesini etkiler.Dokunma ve deri iletkenliği konusunu Andulasyon terapisi kapsamında inceledik. İşitsel ve görsel uyarı AVE ise ses ve ışık simülasyonu ile EEG dalgalarının regüle edilmesidir.Açık döngü AVE simülasyonunda geri besleme veya kontrol yokken kapalı sistemlerde EEG tepkileri bu amaçla kullanılır. Fotik simülasyonla ilgili ilk klinik rapor Fransa’da Pierre Janet’in SalpêtrièreHastahanesi’nde ansiyete ve histeri krizleri geçiren bir kadının örgü örerken önünde oturduğu titrek gazışığı lambası nedeni ile krizlerde azalmaya diğer etmenlerin sırayla elenmesi sonucu fotik uyarımın sebep olduğunu saptaması ile litaretüre girdi.(Alanı geliştirenler arasında Walter,Kroger,Schneider,Huxley,Collura,Thomas ve D.Siever anılmalıdır.)

Ses simülasyonu ile ilgili ilk çalışma ise W.H.Dowe tarafından yapılmış,G.Oster tarafından geliştirilmiştir.

Bineural Beat Uyarım denen bu yöntemde,iki kulağa iki ayrı frekansta bir ton verildiğinde beyin bineural beat denen üçüncü bir ton algılıyor.Örneğin sağ kulağa 500 Hz sol kulağa 510 Hz ses tonu dinletilirse superior collucus’ta 10 Hz frekans oluşuyor.Bu 10 Hz frekans ise beyin dalgalarından alfa dalgasını tetikliyor,uyarıyor,sürüklüyor.Sonuçta beyinde hakim frekans 10 Hz frekans oluyor.Dolayısı ile AVE etkisi ile EEG aktivitelerinin değiştirilmesi,ayrışmış indüksiyon,limbik stabilizasyon,melatonin,beta endorfin,serotonin,nörepinefrin gibi nörotransmitterlerin üretiminde ve serebral kan akımında artış sözkonusu olmaktadır.

AVE sistemindeki CES modülü ise non-invaziv cranial electric stimulation sağlamaktadır.Bu yöntem aslında 2000 yıldır bilinip kullanılmıştır.İlk olarak Roma’lı hekim Scribonius Largus bu amaçla torpido balıklarını kullanmıştır.Yine GALEN elektrikli kimi balıkları kullanmıştır.Bu alanda G.Aldini,A.Volta,Leduc,Rouxeau,Patterson da anılmadan geçmemelidir.

CES yolu ile serotonin,GABA,endorfin,norepinefrin ve dopamin miktarının arttığı,kortizol oranın azaldığı,alfa dalgalarının arttığı gösterilmiştir.
Beyin ve Dinleme Programı
Dinleme Programı, özellikle klasik müzik,bineural beat müzik ve DAVID Delight kullanılarak yapılır.
Dikkat sorunları, öğrenme problemleri, işitsel işleme güçlüğü, ses hassasiyetler, enerji düzeyi ve güven, konuşma ve motor kontrol, işitsel algı ve duyarlılık, müzikal ve vokal ifade, öz saygı, motivasyon, sosyal etkileşim, dil, okuma, imla ve el yazısı, fiziksel denge ve koordinasyonu, konuşulanları anlamama gibi sorunlarda kullanılır.
Program Etkinliği
Programda günlük 1 ila 2 onbeş dakikalık dinleme oturumları , haftada beş gün gerektirir. Ortalama Program uzunluğu yirmi haftadır. Dinleme yüksek kaliteli bir çift kulaklık aracılığıyla yapılır.
Bu program ev, okul, klinik ve iş ortamlarında kullanılmak üzere tasarlanmıştır. Bu, tek başına bir ses uyarımı olabileceği gibi Andulasyon yöntemi gibi başka yöntemin bir ilavesi olarak kullanılabilir.

Yeşil Dalga Terapisi
Yeşil Dalga Terapisi yeşil lazer ışığı, mikro akım enerji(CES) ve EMDR [Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden Modelleme] ve EFT [Duygusal Özgürleşme Tekniği ] ilkelerinin bazılarını birleştiren bir tekniktir. Bu kombine tedavi ile rahatsız edici ve travmatik duygu ve iç görüntülerin serbest hızlı bir negatif feedback yanıtı oluşturulur.Teknik daha sonraları özellikle görme özürlü bireylere yönelik olarak adapte edilmiştir.(Bu alanda ülkemizdeki en önemli çalışma ise A.Ü’de EMDR tekniğine yaratıcı biçimde görme özürlü danışanda dize vurma yolunu ekleyerek sonuç alan Şennur Tutarel Kışlak tarafından sunulmuştur)
İşte tekniğin kısa bir açıklaması:
Biyolojik hücrelerin UV ve görünür spektrum aralığında yer alan tayf frekansları "biyofoton emisyon" olarak bilinen bir hücresel bir ışık verir. Bu teori Rus embriyolog Alexander G. Gurwitsch tarafından 1922 yılında geliştirildi ve daha sonra 1974 yılında Fritz Albert Popp tarafından sistemik araştırmalarla teyit edilmiştir.
Vücuttan kaynaklanan bu biyofoton ışık bütün vücudu saran tutarlı bir biyofoton alan oluşturur. Bu alan organizmada herhangi bir yere ışık hızı ile sinyallerinin iletimini etkinleştirmek veya düzenlemek veya kimi biyokimyasal süreçlerini inhibe etmekte kullanılabilinir.[Marco Bishof, Optometric Fototerapi Dergisi, Mart 2005]
Roger Callahan ve onun Düşünce Alanı Terapisi yaklaşımı çalışmaları ile biyofoton teorisi birleştirilerek bu terapi geliştirilmiştir.

Yazan:Dr.Duru Hakan K,Psikolog Meltem KIRMIZI



REFERANSLAR;
Ş.Tutarel Kışlak
Alice Nixon
Ç.Hocaoğlu
N.E.Özgüler
M.Hacıoğlu
A.T.Aker
Doğan Demirkan Özdemir
Hakan Balıbey
J.Bisson
G.Ironson
M.L.Van Ellen
Roger Callahan
Marco Bishof
David Siever
John Downing
W.G. Walter
Francine Shapiro
E.Ören,R.Solomon
Dr Childre
Ö.KAVAKÇI
EMDR TÜRKİYE