ORGAN BAĞISI KAMPANYASI
 
ZEKA NEDİR?

Kavramlar ve algılar yardımıyla soyut ya da somut nesneler arasındaki ilişkiyi kavrayabilme, soyut düşünme, muhakeme etme ve bu zihinsel işlevleri uyumlu şekilde bir amaca yönelik olarak kullanabilme yetenekleri zeka olarak adlandırılmaktadır (Koçer 2006). Bu tanım günümüzde en sık olarak kullanılan zeka tanımıdır. Bir çok filozof ve psikolog tarafından ise farklı şekillerde zeka tanımlamaları yapılmıştır. Binet ve arkadaşları ilk kez 1905 yılında Fransa’daki okullarda öğrenme zorluğu çeken öğrencileri diğerlerinden ayırt etmek amacıyla bir zeka testi geliştirmeye başlamışlar ve bu teste Binet-Simon testi denilmiştir. Binet'e göre zeka, bellek alanı, duyum keskinliği ve tepki hızı gibi basit zihni öğelerle değil, kavrama, hüküm verme, akıl yürütme ve düşünceye belirli bir yön verme, düşünceyi arzu edilen bir gayenin gerçekleşmesine intibak ettirme ile kendi kendini eleştirme, kendi yanlışlarını bulup düzeltme gibi karmaşık işlemlerde kendini gösterir. Bu yıllardan sonra bu testler geliştirilerek farklı yaş gruplarına uygulanır hale getirilmiştir. Ancak bu testlerin en büyük özelliği zekayı sayısal bir değerle ölçmeleri ve zekayı tek boyutta ele almalarıdır. Zeka daha bir çok bilim adamı tarafından farklı şekillerde tanımlanmıştır. Hepsinde ortak görüş ise zekanın kalıtım ve çevrenin ortak ürünü olmasıdır. Tüm bunlarla birlikte zekanın iyileştirilebilir, geliştirilebilir ve değiştirilebilir olduğu, çeşitli yollarla sergilenebildiği, gerçek hayat durumlarından veya koşullarından da soyutlanamayacağı belirtilmektedir(Gardner 1993). Belirtilen bu tanımlarla birlikte zekanın daha birçok tanımı yapılmaktadır.

.              “İyi akıl yürütme, hüküm verme ve kendini iyileştirme kapasitesi”

.              “Soyut düşünebilme süreci”

.              “Algılama, sorgulama, yaratıcılık”

.              “Gayeli davranma, mantklı düşünme ve çevresiyle ilişkilerinde etkili olma kapasitesi”

.              “Düşüncesini yeni durumlara bilinçli olarak uydurabilme yeteneği.”

.              “Çevreye uygun tepkilerde bulunabilme”

.              “Öğrenme, problem çözme, yeni ürünler ortaya çıkarma ve iletişim kurma kapasitesi” (Sağıroğlu, Beşdok ve    Erler, 2003).

.              “Cevap vermede, muhtemel çözümleri inceden inceye aramadaki çabukluk ve bir problemin evreleri arasındaki yeni ilişkileri anlayabilme kapasitesi”

.              “Yeni bir düzeneği veya kuralı keşfetme ya da bir tahmin yürütme ile ilgili faaliyet.”

.              “Beynin bilgiyi alıp, hızlı ve doğru olarak analiz etmesidir.”

 

Biyologlar zekayı çevreye uyum kabiliyeti olarak görürken, eğitimciler öğrenme, psikologlar ilişkileri anlama, bilgisayarcılar bilgiyi işleme kabiliyeti şeklinde değerlendirmişlerdir. Zekayla ilgili buraya kadar yazılanlar gösteriyor ki zeka tıpkı ruh, bilinçaltı, akıl, düşünme gibi soyut ve açık uçlu bir kavram olduğundan evrensel bir tanıma sığdırılamamaktadır.

 Beyin, birbiriyle karmaşık ilişkiler içinde bulunan sinir hücreleri (nöron) kitlesinden oluşmaktadır. En genel manada bakıldığında beyin, aktivitelerin bir kontrol merkezi durumundadır. İnsan zekasını, duyular tarafından alınan uyarıcıların yorumlanarak tepkilerin oluşturulmasını ve bu tepkilerin kontrolünü sağlamaktadır. Beynin küçücük yapısı altında çok fazla bilinmeyenin olması, bir çok disiplini barındıran nörolojik bilimler alanında çalışmaların yoğunlaşmasına neden olmaktadır. En basit şekilde düşünüldüğünde beynin 1 cm3 lük bir bölgesinde bir trilyon bağlantıya sahip, 100 milyar sinir hücresi bulunmaktadır. Bu 100 milyar sinir hücresi arasında saniyede 10 milyon x milyar kere uyarı iletimi olmaktadır. Sadece bu kadar bilgiden bile anlaşılacağı gibi, insan beyni hiç bir bilgisayarla karşılaştırılamayacak kadar karmaşık ve üstün bir sisteme sahiptir.

Zeka araştırmalarının ana amacı insan bilgi işleme prensiplerinin anlaşılması ve biyolojik sinir sistemlerinin çalışma mekanizmalarının çözülmesidir. Bu mekanizmaların gerek araştırılması gerekse geliştirilmesinde bilgisayarlar önemli bir yer tutmaktadır (Sağıroğlu, Beşdok ve Erler, 2003).

Bu çalışmalar sonucu zeka ve özel olarak da bellekle ilgili ciddi sonuçlara ulaşılmıştır.En basitinden belleğimizin zayıflığı en bildik durumdur.Bu hatanın en büyük nedeni ise ortam-bağlamsal belleğimizin en eski bellek tipi olup birçok canlı ile ortak kökene dayanmasıdır.

 Bağlamsal bellek insana  avantajlar  sağlar dezavantajları  da vardır.Bir bilgiye gerek duyduğumuzda o bilgiyi ilk öğrendiğimiz dönemdeki koşullar,o anda da mevcutsa bağlamsal belleğe güvenebilirsiniz,eşleşmiyorsa ciddi bir sorununuz var demektir.Zira o anki koşullarda öne çıkan bilgi parçaları bilinçaltınızda binlerce anıyı tetikleyecektir.

Beynimizle ilgili bu tür bir çalışma yanlışı da ‘’doğrulama eğilimi’’dir.İnançlarımıza uyan şeylere uymayanlara göre daha fazla inanma eğilimindeyizdir.Örneğin 2-4-6  örüntüsünü oluşturan kuralı tahmin edin ve buna uyan yeni diziler oluşturun: 4-6-8 bulduğunuz kurala uyuyor mu,evet mi,8-10-12…yine evet dediniz galiba? O halde sizce kural;’’2 şer artan üçlü çift sayılardan oluşan dizi’’midir? Peki 1-3-5 veya 1-3-4 geçerli dizi olabilir mi?Ya da şöyle ifade edelim asıl kural ‘’ardı ardına giden üç sayıdan oluşan her hangi bir dizi’’olabilir mi?(P.WATSON DENEYİ)

Benzer bir yanlış’’ odaklanma yanılsaması’’dır.İlgi belirli bir alana odaklandığı zaman insanlar o yöne yönlendirilebilinir hale gelirler;

    Mutlu musunuz?

    Geçen ay kaç kişiyle çıktınız?

Bu soruların sorulma sırası değiştiği zaman yanıtlar farklılaşmaktadır.İlgi romantizme çekilince mutluluk aşk hayatı ile bağlı biçimde düşünülmektedir.(MARCUS)

Olasılıksal düşünmede  bu hatalar daha da vahim hal alırlar:

Örneğin : ‘’ 40 yaş üstünde kadınlarda göğüs kanseri görülme oranı %1 , mamografi  testi ise göğüs kanseri olmayanlarda %10 pozitif , olanlarda %80 pozitif sonuç veriyor’’

yargısına bakalım …  45 yaşında ve testten pozitif sonuç olan bir kadının göğüs kanseri olma ihtimali yüzde kaçtır?                                                                                                     Bu sorunun sorulduğu doktorların  %90’ı , %70’in üstündedir şeklinde cevap vermiştir. Oysa bu bir Bayes Teoremidir;                                                                                                                                       Elimizde 40 yaş üstü 1000 denek olsun %1’i göğüs kanseri ise 1000 kişiden 10’u  göğüs kanseri demektir, %99’u  göğüs kanseri değil ise 1000 kişiden 990’ı sağlıklıdır.

 Kanserli 10 kadına test yapılırsa 8’i pozitif 2’si negatif sonuç verir.(%80)                                                                 990 sağlıklı kadına test yapıldığında 99’u pozitif 891’u negatif sonuç verir.(%10)

Test Sonucu : 8+99=107 pozitif sonuç olup bunların  8’i gerçekten kanserdir .                               Yani 8/107 =% 7.5 gerçek değerdir.

Bu tür bir olasılıksal düşünme hatası da ‘’birleştirme hatası’’dır. Örneğin 150 kilo ve sigara içen bir deneği ele alalım. Onun’’ kalp krizi geçirme ve ülser olma olasılığı’’ mı yüksektir sadece’’ ülser olma olasılığı’’ mı? Çoğunluk ilk yanıtı verse de olasılık kuralları gereği iki olayın birleşimi bunlardan birinin olasılığı değerinden büyük olamaz.

‘’Kumarbaz hatası’’ da benzer bir hatadır;   Bir parayı 5 kez üst üste atıp hepsi de yazı gelse 6. atışta yazı gelme olasılığı mı tura gelme olasılığı mı yüksek olur?. Çoğunluk  tura demektedir. Oysa bağımsız olaylarda daha önce ne olduğunu daha sonra ne olacağını etkilememektedir.

Keza ‘’Sıcak el hatası ‘’da bilindik bir olasılıksal yanlış düşünme şeklidir. Üst üste 20 atışta topu potaya sokan bir basketbolcunun elinin sıcak olduğunu ve 21. atışının da basket olacağı gibi… Burada ise aslında olmayan bir örüntü yaratılmıştır.Tüm bunlar ışığında;

Beyin iki şekilde düşünür  ;    

 Hızlı,otomatik, bilinç dışı                                                                                                              Yavaş,analitik,irdeleyici,sağduyulu...

İlki daha eskidir ; Vahşi bir hayvanla karşılaşınca ,sel , yangın  vb. olaylarda  devreye girer  ve işini yapar.                                                                                                                                                  İkincisi daha yenidir; Yorgun olup ,kafamızı bir sorunla meşgul ettiğimizde devreden çıkar veya kısa devre yapar!!! 

Beynin bu iki kompartımanı arasındaki olmazsa olmaz ilintiyi ise ‘’tahmin nöronları’’ üstlenmiştir. Peki  bunlar nedir?

 

 

 

Wolfram Schultz’un  Dopamin Deneyleri   ve tahmin nöronları

W.SCHULTZ   Pavlov’un operant şartlanma çalışmalarının fizyolojisi üzerine çalışırken ilginç bir saptama yapar.Maymunlara

Müzik  dinlettikten sonra                         ½ sn bekleyip                        ardından elma suyu  verince                      nöronlar önce ödüle cevap verirken ardından müziğe de yanıt vermeye başladılar. Wolfram Schultz bunlara ‘’ Tahmin Nöronları’’ dedi.Bunlar ödüle göre beyindeki dopamin miktarında  artışa yol açmaktaydılar.Dopamin nöronları devamlı deneyime dayalı örüntüler üretirler.Beyin, tahminleri gerçeklikle karşılaştırır;beklenti ve tahmin karşılanırsa dopamin miktarı artar ve sonuçta insan mutlu olur.Hatalı tahminlerde ise Anterior Singulat’dan beyine güçlü bir uyarı yayılır. Anterior Singulat hem bilinci uyarır , tetikte tutar hem de bedensel işlevlerin hayati yönlerini düzenleyen  Hipototalamus’ a uyarı gönderir. Anterior Singulat’da ki dopamin nöronları yeni gelişen olaylara ait verileri kullanarak eski tahminleri ve beklentileri düzenler,hayat derslerini içselleştirir ve BEYNİN SİNİR AĞI MODELLERİNİ günceller. Bu bölge bir nedenle işlevini  yerine getiremez hale gelirse birey öğrenmede olumsuz pekiştirmeyi kullanamaz hatalarından ders almakta zorluk çektiği için aynı hataları sürekli tekrarlar .

Hatalı olmanın tatsız belirtilerini yaşamadığımız sürece beynimiz asla modellerini gözden geçiremez.

Nöronlarımızı başarılı olması için tekrar ve tekrar başarısız olması gerekir !

NEUROFEEDBACK yeni tahmin nöronları üretimi yolu ile eski ve yeni beyin kompartımanları arasındaki organizasyonu güçlendirir.)